Archive for the ‘köşe yazıları’ Category

h1

Diyalogcular Bana Neden Kızıyor?

23 Mayıs, 2008

Fethullah Gülen Papa

Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz?

Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpürüyorsunuz. Acaba bu öfkenin sebepleri, gerekçeleri nedir? Kur’ân’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye aykırı bir şeyler mi yazmışım?.. Hayır, böyle bir şey yok… Olursa ve uyarılırsam hemen hatâmı kabul ederim.

Araştırdım, siz bana şu sebeplerden dolayı kızıyormuşsunuz:

1. Siz bir cemaate mensupmuşsunuz, ben o cemaatin bazı fikir, görüş ve inançlarını (isim vermeden, şahsîleştirmeden) tenkit ediyormuşum…

2. Siz bir “Hazret-i Muhtereme” bağlı imişsiniz. O zatın hiç günah işlemediğine, hatâ yapmadığına, yanılmadığına, mâsum/ismetli olduğuna inanıyormuşsunuz. Benim bazı tenkitlerimin ucu ise o Hazretü’l-Hazerat hazretlerine dokunuyormuş…

3. Siz, Hz. Muhammed Aleyhisselamı, Kur’ân-ı Kerim’i, İslâm dinini inkar eden kafirlerin ehl-i necat (kurtuluş ehli) ve ehl-i cennet olduğuna inanıyormuşsunuz; ben ise bu inançların İslâm ile, Kur’ân ile, Sünnet ile bağdaşmadığını yazıyormuşum. Böylece size ve “dostlarınıza” zarar veriyormuşum…

4. Para, madde, dünya konusunda yazdıklarım dolaylı olarak sizi rahatsız ediyormuş…

Bu sebeplerden ve gerekçelerden dolayı rahatsız olup bana düşmanlık ediyorsanız ben ne yapabilirim?

Doğrudan doğruya yapmadığım, isim vermediğim, şahsîleştirmediğim anonim tenkitlerim dolayısıyla kimseden korkacak ve çekinecek değilim. Bunları iyilik için, salâh için yapıyorum.

Yanlışım varsa açık imza ve adres, telefon numarası vererek gerekçeli şekilde yazın, çok uzun olmamak şartıyla bu sütunlarda basayım. Lütfen şu sorularıma cevap veriniz:

* Siz, Teslis’e inananlarla, Müslümanların Allah inancı birdir diyorsunuz. Bu görüşünüz ve inancınız İslâm’a tamamen zıttır. Kur’an-ı Kerim’de Teslis inancının yanlış olduğu sarih şekilde beyan buyrulmuştur.

* Bir kimse, Peygamberimizin risâletini, davetini, Kitabını, dinini duysa, öğrense, bilse ve bunlara iman etmese, İslâm’ın öğretilerine göre o kişi ehl-i necat ve ehl-i cennet olmaz.

Bana kızıp köpürmekle, sövüp saymakla yukarıda açıkladığım yanlış inançları doğrulamak mümkün müdür?

Bu konularda yanlış düşünmediğinizi, sapık inançlar sergilemediğinizi, gücünüz yetiyorsa ispat edin. Mümkün değil ispat edemezsiniz. Çünkü bunlar Yüce İslâm dinine zıt bozuk inançlardır.

Yarın, ahiret aleminde Yüce Huzurda ne cevap vereceksiniz?

Allah, Kitabında tek hak dinin İslâm olduğunu beyan buyuruyor, siz ise üç hak İbrahimî din bulunduğunu söylüyorsunuz. İslâm dünyasının icazetli büyük fakihlerine, müftülerine, allamelerine sorunuz. Bakalım ne diyecekler?

Bozuk inançlar sergileyen Diyalogcular niçin, bütün milletin seyredeceği bir açık oturuma katılmıyorlar? Böyle bir toplantı yapılmasını defalarca teklif ettim. Gündemi daha önceden belli olacak. İhtilâflı/tartışmalı konular açık seçik yazılacak. Öyle mugalata yapmak, havanda su dövmek, lastikli konuşmak yok.

Temiz Müslümanların Amerika ve İsrail’le iş birliği yapması mümkün müdür? Onlar Irak’ta bir milyon Müslüman’ı katlettiler. Filistin’de yapılanları görüyoruz.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bir Müslüman’ın kabul edip destekleyeceği bir proje midir?

Amerikan ve Yahudi parasıyla İslâm’a hizmet edilebilir mi? (Almayanlara bir şey dediğim yok, sözüm alanlaradır… Almayanlar gocunmasınlar…)

Bendeniz dokuz köyden kovulmuş bir insanım, yaşım ilerledi, herhangi bir dünyevî bir emelim yoktur. Gerçek İslâmiyet’i, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını, gerçek Kur’ân Müslümanlığını savunuyorum. Bu savunma esnasında uğrayacağım hakaretler, maruz kalacağım düşmanlıklar ve tükürükler benim için şeref olacaktır.

Mehmet Şevket Eygi

Reklamlar
h1

Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi’nin Üstadı mı?]

8 Mayıs, 2008

said nursi

“Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”

Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında “Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını” yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.

Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın Dr. Alaaddin Yalçınkaya da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:

“İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:

“… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir. Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey (Namık Kemal) ve Sultan Selim’dir.”

(Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)

Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:

“Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:

“İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…

(Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)

Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…
Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:
Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)

1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde “Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu. İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..

Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

16 Mart 2006 Perşembe
(Ali Eren, Vakit)

Ali Eren Bey’in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi’nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh’un ve Cemalettin Efgani’nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.

h1

Fethullah Gülen Kıbrıs’a Gönderiliyor

24 Mayıs, 2007

Fethullah Gülen Amerika The USA ve KKTC


Vatan Gazetesi yazarı Can Ataklı’nın yazısındaki ilginç iddialar…

Fethullah Gülen Kıbrıs’a gönderiliyor

Amerika’nın Türkiye’deki iki numaralı ismi son günlerde, aralarında siyasetçilerin, iş adamlarının ve bazı akademisyenlerin bulunduğu kişilerle özel sohbetler yapıyor.

Bir numaralı isim de bunu yapıyor mu, bilmiyorum, çünkü ben iki numaranın konuştuğu kişilerden aldığım bilgiyi aktarıyorum.

Amerika’nın iki numaralı ismi şunu soruyor: “Uzun süredir Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’i artık göndermek istiyoruz, ancak bunu şimdilik direkt Türkiye yerine Kıbrıs’tan olmasını tercih ediyoruz. Bu konuda ne düşünürsünüz?

Soru bu kadar net ve açık.

Fethullah Gülen geri gönderilecek ama bu iki aşamada olacak.

Eğer Gülen geri gönderilecekse, hangi tarihte olabilir?

Amerikalıların tercihi taşınmanın seçimlerden önce gerçekleşmesi yönünde.

Fethullah Gülen önce Kıbrıs’a getirilecek. Seçimler beklenecek. Seçim sonuçlarına göre tekrar karar verilecek.

Eğer AKP tek başına ya da bir payanda ile tekrar iktidara gelirse Gülen de Türkiye’ye gelecek.

Ama Amerika’dan değil, hemen yanıbaşımızdaki yavru vatandan gelmiş olacak.

Aldığım bilgiye göre Kıbrıs’ta Gülen için oturacağı ev hazırlanmış bile.

Şimdi biraz daha gerilere gidelim. Gülen’in Amerika için önemine ışık tutacak bir konuşmadan söz edelim istiyorum.

Yer Washington. Beyaz Saray’da çok etkili bir ismin evi. Etkili isim Amerika ile “milyonlarca dolarlık” iş yapan bir şirketin biri kadın iki temsilcisini ağırlıyor.

Söz Türkiye’den açılıyor, Amerikalı anlatmaya başlıyor.

“2002 yılında Türkiye’nin önde gelen 6 iş adamını -İsimlerini tek tek, hiç hata yapmadan sayıyor- Washington’a davet ettik. Onlara ‘elinizi taşın altına koyun, Türkiye’nin yönetimini sizler üstlenmeye çalışın’ dedik. Bu 6 isimden 4’ünün hiçbir işe yaramayacağı ilk yarım saatten sonra belli oldu. Diğer iki isim ise ‘rahatımız yerinde, tehlikeye girmek istemeyiz’ diyerek yan çizdi.”

Amerikalı etkili isim anlatmaya devam ediyor.

Bir süre sonra Fethullah Gülen bizi aradı. Orta Doğu’daki gelişmelerin Türkiye’yi de etkilediğini, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını da korumak adına kendilerinin devreye girebileceğini bunun için de öne sürebilecekleri bir isim olduğunu anlattı.

Verdiği ismi daha sonra incelettik. Son derece radikal İslamcı biri çıktı. Ancak Gülen bize ‘Merak etmeyin biz onu törpüler ve global değişim adına ortaya çıkarırız’ dedi. Biz de bu ismi kabul ettik. Amerika’ya çağırdık. Bizi de şaşırtacak ölçüde uyumlu davrandı ve sözler verdi. Desteğimizi sonuna kadar onun için kullandık.”

Davete katılan biri kadın iki Türk hayret içinde dinledikleri bu sözler üzerine şunu soruyorlar: “Bu destek sürüyor mu, sürecek mi?” Amerikalı etkili isim tebessüm ederek “Bilmiyorum, çok zaman geçti, çok şey değişti, bakacağız tabii” diyor.”

(kaynak: haber7.com 21 Mayıs 2007 10:26)

h1

Sıra Hz. Peygamber’i çalgıyla anmaya mı geldi?

10 Mayıs, 2007

STV’den çalgılı Mevlid Kandili Özel Programı

STV’den Çalgılı Mevlid Kandili Programı-Mehtap Tv-samanyolu tv

STV’den Çalgılı Mevlid Kandili Özel Programı-Samanyolu Tv

STV’den Çalgılı Mevlid Kandili Özel Programı-Samanyolu

STV’den Çalgılı Mevlid Kandili Programı-09 Nisan 2006, Pazar-Samanyolu




Bugün 22 Rebiulevvel… 10 gün önce, yani 12 Rebiulevvel canımız, sevgili Peygamberimiz, Can Muhammed’in doğum günüydü. O’nun dünyayı şereflendirdiği gece “Mevlid Kandili”dir. O geceyi kutlamakla şereflenmeye çalışıyoruz.
O’nun dünyayı şereflendirdiği sene, Rebiulevvel ayının 12’si 20 Nisan’a denk gelmişti. Dolayısıyla, Miladi tarihe göre de, O’nun doğum günü 20 Nisandır, yani bugün.

Miladi takvim baz alınarak da olsa, son senelerde O’nun doğumunun “Kutlu Doğum Haftası” olarak anılıyor olması güzel oldu. Bu milletin kalbindeki peygamber sevgisini anlamak isteyenler, “Kutlu Doğum Haftası”ndaki kalabalıklara bakmalıdırlar.
Bakmalıdırlar diyoruz amma, milletteki o ezeli ve ebedi sevgiyi görmeye tahammül edemeyenler nasıl bakacak! Elbette gözü kamaşacak ve göremeyecek. Kendisi görmeye tahammül edemeyince, tabii ki içinin almadığı şeyi başkalarına da göstermek istemeyecektir…

Nitekim öyle oluyor. Milleti ilgilendirmeyen kıytırık bir mesele için bir araya gelen üç-beş kişiyi, tumturaklı seslerle duyuranlar, Hz. Muhammed (a.s.) sevgisiyle bir araya gelen onbinlerce kişilik zinde, heyecanlı kalabalıkları ne görüyor, ne gösteriyor, ne de duyuruyorlar.

Bir başka çeşit tamammülsüzlük daha var. Ama önce birkaç hatırlatma yapmalıyım:
Peygam, “Haber”, peygamber de “Haber getiren” demektir.
Peygamberler, Allah’ın vahiy yoluyla kendilerine bildirdiği gerçeklerin haberlerini…
Ve iman ve ibadetle ilgili bilgileri, insanlara getiren, aktaran mübarek zatlardır.
Peygamber denilince, akla ilk gelen imandır, ibadettir, güzel ahlaktır, fedakarlıktır.
Peygamberler işte taşıdıkları bu sıfatlarla anılmalıdır. Yoksa, çalgıyla falan değil.

Peygamberimiz anılırken, O’nun verdiği iman mücadelesi, bu uğurda katlandığı eziyetler, tahammül ettiği haksızlıklar, güzel ahlakı, insanları iyilik ve ibadetlere teşvik etmesi ve mübarek sözleri anlatılmalıdır. Kainatın, O’nun hürmetine yaratıldığı anlatılmalıdır.
Kısaca: Hz. Peygamber Allah’ın habercisi olduğuna göre, O, Allah’tan getirdiği haberler anlatılarak anılmalıdır. O’nun ahlakından örnekler verilmelidir ki gerçekten anılmış olsun.

İşte tahammülsüzlüğün ikinci kısmı, bunlara zıt bir şekildeki sözde anmadır.

Saz, caz ve bir sürü çalgı aletini yığdıkları bir salona insanları davet edip, o çalgı aletlerini kulakları sağır edercesine dambur-dumbur hep birden çaldıran, üstüne üstlük bunun adına bir de “Son Peygamber Hz. Muhammed’i anmak” diyenleri ne diye isimlendirmeli acaba?

Sevgili Peygamberimiz –haşa- bir Mozart mıdır ki çalgılarla anılsın!..

Kadın- erkek ayırımı yapmadan, sahnede bazılarının eline mikrofon verip, yoğun çalgı seslerinden ne denildiği bile doğru dürüst anlaşılmayan sözde na’t ve kasideleri, bir konser havası içinde söyletmek ne zamandan beri Hz. Peygamber’i anmak oldu?

Sevgili Peygamberimiz’i işte böyle anan(!) bu dostlar, “Hıristiyanlığa yeşil ışık yakmakla” da suçlanıyorlar. Ama bu suçlamayı kabul etmiyor ve diyorlar ki:

“Bizim bu faaliyetlerimizden dolayı Hıristiyan olan tek kişi varsa söylesinler. İsim versinler diyoruz, bir tek isim veremiyorlar.”

Değerli okuyucular! Benim, İstanbul’daki bir lisede tarih öğretmenliği yapan bir akrabam var. Peygamberimiz’e ve Kur’an’a iman edip etmemeyi önemli saymıyor. Dolayısıyla, Peygamberimiz’e ve Kur’an’a inanmayan Hıristiyanların da cennete gideceklerini söylüyor. “Allah’ın cenneti geniş; Hıristiyanlar niçin cennete girmesinler” diyor.

Kur’an’ı yüzünden düzgün okumayı bile pek beceremeyen bu genç öğretmenimiz, Peygamberimiz’e ve Kur’an’a iman etmek üzerinde durmuyor ama, Hıristiyanları müdafaadan da geri durmuyor. İsim isteyenlere onun ismini versek kabul edilir mi acaba?

“Gülerce”sine ve meydan okurcasına “İsim versinler” diyen dostlarımız gerçekten isim istiyorlarsa, ben hazırım. Gerçi bu genç Hıristiyan değil Müslüman. Ama ısrarı da ortada. Sorsunlar bakalım derdi neymiş. Onlar öğrensinler de biz de onlardan öğrenelim…

20 Nisan 2006 Perşembe
Ali Eren, Vakit

h1

Ilımlı Müslümanlar için Yol Haritası!..

10 Nisan, 2007

Abant Misyonu

 

Savaşların, işgallerin, saldırı tehditlerinin dışında Müslüman dünyayı dönüştürme stratejisi üzerine yürütülen çalışmaları nedense hep gözardı ederiz. Özgürlük, demokrasi ve refah sloganlarıyla örtülen, terör, aşırılık ve otoriter rejimleri hedefler olarak gösteren bu çalışmaların güvenlik stratejileri ve yeni sömürgecilik dalgasıyla bağlantısından ise hiç söz etmeyiz. Bir yandan otoriter rejimler desteklenip demokrasi girişimleri sabote edilirken nasıl olur da aynı sloganlarda derin ve uzun vadeli dönüştürme stratejileri uygulanır, ne amaçlanır, bölgesel istila girişimleriyle bu çalışmalar arasında ne tür bağlantılar vardır, Türkiye’de nedense kimse merak etmez.

Ilımlı İslam tezleri işlenirken bu paketin dışındaki herkesin nasıl olup da terör safına itildiğini kimse sorgulamaz. Bütün bunların “medeniyet içi çatışma” tezinin unsurları olup olmadığı, demokrasi paketlerinin neden güvenlik eksenli olduğunu da..

11 Eylül sonrasının toz dumanı arasında, bu büyük dönüşüm sürecini dikkatle izleyip buradan yansıtmaya çalıştım. 2003 yılında hazırlanan “Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies” başlıklı çalışma, içeriği itibariyle Müslüman coğrafyada derin bir bölünmeyi, yırtılmayı hatta iç savaşı amaçlıyordu.

Etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına yol açacak plan, ne yazık ki, Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine temellendirildi. Bir köklü devrim harekatı olarak tanımlandı. Bir yıl sonra “U.S. Strategy in the Muslim World After 9/11” başlıklı yeni bir çalışma yayınlandı. 567 sayfalık çalışma, bir öncekinin devamıydı ve açık cepheleri, yaşadığımız coğrafyada oluşturulacak kamplaşmaları içeriyordu.

Her iki çalışmada Müslümanlar şu kategorilere ayrılıyor:

Şii-Sünni bölünmesi: Müslümanların büyük çoğunluğunun Sünni olduğu, Şiilerin dünya Müslümanlarının yüzde 15’ini teşkil ettiği belirtildikten sonra ABD’ye Şiilerle işbirliğine gitme önerisi yapılıyor.

Arap-Arap olmayan bölünmesi: İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak ikiye bölünüyor. İslam’ın ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılması ve ABD’nin, bu bölgelere yönelmesi isteniyor.

Ilımlı Müslümanlar Enternasyonali: Liberal ve ılımlı Müslümanlar arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi amacıyla bir “Uluslararası Mekanizma”, olarak “Ilımlı Müslümanlar Enternasyonali” oluşturulması isteniyor.

Radikal birlikteliklerin dağıtılması: Bu çevrelerin birbiriyle bağlantılarının zayıflatılıp yok edilmesi, destek bağlantılarının kesilmesi, zayıflatılıp ılımlıları öne çıkarmak için kritik bölgelerde merkezler açılması isteniyor.

Medrese ve cami reformu: Dini eğitim veren yerlerin denetimi için “Yüksek Eğitim Akreditasyon Merkezleri”nin kurulması, cami ve medrese reformunun hükümetler ve ılımlı gruplar üzerinden yürütülmesi isteniyor.

“Sivil İslam”ın desteklenmesi: Ilımlılığı ve modernliği savunan Müslüman STK’lar, Müslüman dünyaya yönelik ABD politikalarının temel bileşenidir. Dolayısıyla sekuler ve ılımlı çevrelerin güçlendirilmesi, diğerlerinin para kaynaklarının kesilmesi gerekiyor.

Kültürel istihbarat: ABD, Müslüman ülkelerde bugüne kadar yürüttüğü istihbarat, psikolojik operasyonlar ve sivil çalışmaların yanı sıra bölge ve dil uzmanları üzerinden kültürel istihbarat alanında da çalışmalarını yoğunlaştırmalı.

Medeniyet içi çatışmanın izlerini taşıyan bu çalışmalardan sonra bu yıl Mart ayında 217 sayfalık bir açık savaş stratejisi daha geliştirildi. Öncekilerin devamı. Soğuk Savaş dönemini örnek alarak Müslümanların nasıl altedileceği, nasıl birbiriyle savaştırılacağı zikrediliyor.

“Building Moderate Muslim Network” (Ilımlı Müslümanlar Ağı Oluşturmak) başlıklı rapor, “İslam tehdidi”nin Batı için yine Müslümanlar tarafından yok edilmesini amaçlıyor. Yani yukarıdaki kategorilere göre bir iç çatışma senaryosu. Kendi ifadesiyle bir Yol Haritası. Aynı kurumlar, aynı kişiler tarafından, aynı hedefler için…

Bu çalışmanın ABD güvenliği ve çıkarları için ne anlam ifade ettiğini de içeren ve Müslümanlara karşı “Soğuk Savaş” ilan eden raporda Ilımlılar İttifakı için ne yapılması gerektiği, kimlerle işbirliği yapılacağı sıralanıyor. 2005 yılında yazdığım “Ilımlı Müslümanlar Enternasyoneli” için bakın kimlerle işbirliği yapılacak?

1- Liberal ve laik bilim adamları ve aydınlar.

2- Genç ılımlı akademisyenler.

3- Kanaat önderleri.

4- Kadın hareketi öncüleri.

5- Ilımlı gazeteciler ve yazarlar.

Neler yapılacak?

1- İşbirliği yapılacak isimler, gruplar, kuruluşlar, STK’ların eğitilmesi.

2- Medyanın bu faaliyetlerin duyurulmasında etkin olarak kullanımı.

3- Bu çevreler için siyasi ajanda oluşturulması. Oluşturulacak çekirdek kadro üzerinden, Kurtuba gibi, İslam’ın sembol şehirlerinde, toplantılar düzenlemek. Washington gibi merkezlerde toplantılar düzenlemek, ılımlı Müslümanları eğitmek, ziyaretler planlamak…

Silahlar ve fikirler savaşı birbirini tamamlıyor.

 

10 Nisan 2007 Salı
-İbrahim Karagül, Y.Şafak-

h1

Diyalogcular Hrant Dink’e Yâsin Okuttu!

31 Ocak, 2007

Hrant Dink

Önce 8sutun.com internet sitesinde yayınlanan aşağıdaki haberi birlikte okuyalım:

Hrant Dink İçin Batman’da Yâsin Okutuldu

Batman’da, ‘Dinler arasındaki hoşgörü ortamına katkı sunan’ Seyid Bilal Vakfı, öldürülen Gazeteci-Yazar Hrant Dink için Yâsin okuttu. Vakıf 2’nci Başkanı Emin Bulut, “Yıllar öncesinden Dink’in atalarının geçtiği bu topraklarda, her kesimle içiçe yaşadık. Dink, bizim için bir değerdi. Öldürülmesi bizi derinden üzdü. Ona içimizden gelen duygularla Yasin okuduk” dedi.

Merkezi Batman’da bulunan Seyid Bilal Vakfı, öldürülen Hrant Dink için vakıf merkezinde Yâsin okudu. Dink için okutulan Yasin’i yaklaşık 30 Vakıf üyesi dinledi. Vakıf İkinci Başkanı Emin Bulut, dinler arasındaki hoşgörü, sevgi ve barışı her platformda dile getirdiklerini söyledi. 1950’li yıllarda Beşiri İlçesi’ne bağlı Yenipınar Köyü’nde yaşayan Hrant Dink’in yakınlarının halen bölgede bulunduğunu anlatan Emin Bulut, şöyle konuştu:

“Bizler vakıf olarak din, dil, ırk ve mezhep gözetmeksizin hoşgörünün temsilcisiyiz. Üç semavi dinin atası olan Hz. İbrahim’in soyundan geliyoruz. Yıllarca bu coğrafyadaki diğer inançların mensuplarıyla bir arada yaşadık. Et ve tırnak gibi iç içeyiz. Yezidi, Süryani, Ermeni ve Keldaniler de bizim parçamız gibiydi. Hrant’ın öldürülmesi bizi de üzmüştür. İçimizden Hrant’a Yasin okumak geldi. Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun.” (28/01/2007)

Bu habere İbrahim K. isimli bir okuyucu şu yorumu göndermiş, onu da okuyalım:

İbrahim K.

Hrant Dink dürüst, kaliteli bir yazar olabilir. Ama bazı iyi sıfatlar onu Müslüman yapmaz. İşin cılkını çıkardılar.Bazı Müslümanlar birbirlerine olmadıkları kadar gayrimüslimlere merhametliler. Kantarın topuzu iyice kaçtı. Allah’ın Kur’ân’da kâfirlere verdiği sıfatlar belli. Siz diyalogcular Allah’tan daha mı merhametlisiniz?Allah’a yalan isnad edenlerin insanların en zalimi oldukları kesin bir biçimde Kur’ân’da belirtiliyor. Allah’tan korkun.

İşte size bir haber ve bir okuyucu yorumu… Aslında bunlara bir ilâve yapmak gerekmez ama hayli üzüldüğüm için ben de birkaç satır yazmak istiyorum…Bakınız “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” derken nerelere geldik. Bu işin sonu nereye gidecektir?

Hrant Dink’in öldürülmesi hepimizi üzdü ve sarstı. Ülkemizde böyle bir şey olmasını istemezdik. Lâkin dinî bakımdan bazı gerçekleri de gözardı etmemeliyiz. Bu gerçekler nelerdir? Açık ve seçik yazıyorum:

(1) Bir gayr-i müslim için Yâsin veya mevlit okunmaz. Çünkü: Gayr-i müslim İslâm’ı hak din olarak kabul etmez…Peygamber Efendimizi hak peygamber olarak kabul etmez…Kur’ân-ı Kerîm’i hak kitap olarak kabul etmez…Bunları hak olarak kabul etmiş olsaydı, gayr-i müslim olmayacak, müslim ve mü’min olacaktı.

(2) Bir Hıristiyan kilisesinde bir Müslümana dua edilmesine şaşılmaz ama Müslümanların bir Hıristiyana Yâsin okutmalarına şaşılır. Çünkü:Müslümanlar Hazret-i İsâ’ya inanırlar, Hazret-i Meryem’e çok hürmet ederler, ona annemiz derler, Allah’ın İncil adıyla kutsal bir kitap göndermiş olduğuna iman ederler. Hıristiyanlarda ise, İslâm’ın Peygamberi ve Kitabı konusunda böyle bir benimseme, kabul ve iman yoktur.

(3) Dinlerarası Diyalog doktrini/ideolojisi İslâm’ın “usûlüne” zıttır. Kur’ân “İbrahim Yahudi ve Nasranî değildi, o hanif ve müslimdi” buyuruyor. Diyalogcular “Üç ibrahimî din” diyorlar. Kur’ân “Allah katında (tek hak) din İslâm’dır” diyor; onlar üç semavî ve ibrahimî din edebiyatıyla hak dinlerin sayısını (İslâm’ın aleyhinde olarak) üçe çıkartıyorlar.

Habere yorum yapan okuyucunun dediği gibi bazı Diyalogcular işin cılkını ve cıcığını çıkartmışlardır.

Batman’daki dernek işi o kadar ileriye götürüyor ki, Şeytan’ı kutsal tanıyan kişileri bile Diyalog şemsiyesi altına alıyor.

İslâm dini Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ile çıkmış bir din değildir. Asıllar, temeller bakımından Hazret-i Âdem’den beri sürüp gelen tek hak dindir. Hazret-i Muhammed ile, Şeriat (uygulamaya ait hükümler) sahasında son şeklini almıştır. Allah’ın sıfatları konusunda hiçbir değişiklik olmamıştır. Binlerce yıl tevhid inancı esasmış… Hazret-i İsâ’dan birkaç yüzyıl sonra ortaya Teslis çıkmış… Böyle bir kopukluk ve değişiklik kabul edilemez.

Şayet Diyalogcuların bazısı “Hem Tevhid haktır, hem de Teslis haktır” inancına sahip iseler, iyi bilsinler ki, dinden çıkmış olurlar. Kur’ân, Sünnet ve İcmâ Teslis inancını kesin şekilde reddetmektedir.

Amerikalılarla, Siyonistlerle işbirliği yapan Diyalogcuların (Hepsini kasd etmiyorum, “yapanları” kasd ediyorum) sorumlulukları çok büyüktür. Şaşırttıkları, inançlarını bozdukları, saptırdıkları vatandaşların vebali onların üzerinedir.

Ne günlere kaldık!..

Resmî din otoritelerine soruyorum: Bir gayr-i müslime Yâsin okunur mu?

Nasıl cevap verecekler… Yukarıya tükürseler bıyık, aşağıya tükürseler sakal…

30 Ocak 2007 Salı
(M.Şevket Eygi, M.Gazete)