Posts Tagged ‘ehli bidat’

h1

Diyalogcu Zaman Gazetesi’nden “Fal Hizmeti” |Burçlar, Astroloji, Batıl inanç ve Hurafeler|

15 Mayıs, 2008

zaman gençlik zaman gazetesi gençlik eki diyalogcu zaman logo

diyalogcu zaman gazetesi gençlik eki fethullah gülen fetullah gülen astroloji fal eki hurafe himmet cemaat falcılık burç burç yorumları astrolog burçlar

Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

“Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.” Taberani

“Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.” Müslim

Cinci hocanın cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Çalınanları, kaybolanları bilirim diyen ve buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahu teâlâ, bir de onun vahiy ve ilham ettikleri bilir.

Cin, bu iki yoldan öğrendiğini haber verirse, “Bana falanca evliya bildirdi” derse küfür olmaz. Cinden arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmek de caiz değildir. Çünkü cinlerin gördüğü şeyleri doğru anlatıp anlatmadığı bilinemez. Cincilere ve büyücülerin, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür.

Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır. Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek, büyü çözmek için büyü yapmak da caiz değildir. Büyü yaparken, küfre sebep olan bir şey yapmak küfürdür. Böyle olmazsa, büyük günahtır.

Hadis-i şerifte (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir) buyuruldu. (Bezzar)

Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.

Halk arasında, Zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takımyıldıza “burçlar” adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir.

Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır.

Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu nedenle de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez.

Gazetelerdeki burç sayfalarını okumak caiz değildir.

* * *

Evet, burçlara göre karakter tahlili tamamen bir hurafedir.

Evet, burçlara göre günlük haftalık hadiseleri önceden haber vermek asla caiz değildir.

İslami bir kılıf kuşanmış bir gazetenin eki… Allah rızası için abone olanlara, Allah rızası için abone yaptıranlara sahip bir gazete…

Müslümanların “himmetleri” ile kurulmuş, Müslümanların “himmetleri” ile yaşayan gazete…

Dinimize hizmet(!) bayraktarlığı yapıyor….!!!!!!!!!!!

Toz kondurulmayan çok büyük “Gönül İnsanı’na” sahip……!!!!!!!!!!

Zaman Gazetesi-Gençlik Eki’nin Fal ve Hurafe “Hizmet”i Devam ediyor… Rezaletler zincirine yeni halkalar eklenmeye devam ediyor…

“Hizmet” den geri kalmayın…


* * *

Bakınız bu köşe, akrep burcu için ne demiş:

Sezgilerinizden ziyade mantığınıza itaat etmeniz gereken birtakım döngüler sarmalının içinden geçiyorsunuz. Bu demek değil ki daha çok para kazanacak ve daha çok harcayacaksınız. Sadece kötü günlerin bir süreliğine geride kaldığını söyleyebilirim.

Çok istifade(!) ettik…

“Himmet geceleri” düzenlensin, astroloji köşeleri artırılsın….!!!

Tek tek burçlar verilmiş, altına tarihleri yazılmış.
Bilmeyenlere bu hurafeler öğretilmiş.

Bir sömürü bir kandırmacadır, sürüp gidiyor. Karşıda aşkla bağlı bir güruh, ne denilirse yutuyor…

Yukardan emirler geliyor, böyle yapıyoruz, çünkü böyle böyle… Falan filan…

Papa, papaz kucaklıyorlar, “gizli müslüman” deniliyor.
Bir dedikodu, bir göz boyamacılık…
Herşeye bir kılıf bulma yarışı…

Ama güzel dinimizde net emirler var.
Kimler ne kadar sulandırmaya çalışırsa çalışsın, hakikate bağlı bir topluluk devamlı olacak.

Küfürse küfürdür, haramsa haramdır.

Hangi “gönül eri(!)” yaparsa yapsın.

Reklamlar
h1

Müftülüğün Kadın Vaizlerinden Erkeklere Konser ve Diyalogcu Zaman Gazetesi Rezaleti

14 Mayıs, 2008

zaman gazetesi dinler arası diyalog kadın korosu müftülük haber rezalet

zaman kutlu doğum rezaleti dinler arası diyalog fitne fesat bidat bid\'at

tasavvuf ladın korosu işte rezalet haram dinler arası diyalog

kadınlar korosu başörtü dinde reform zaman dinler arası diyalog rezalet müslüman olarak utanıyorum

ZAMAN gazetesinde (internet, 18 Nisan 2008) okudum. Başlık şu: “Vâizelerden Kutlu Doğum Konseri”. Tafsilatı:

— İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş. Koro elli kişilikmiş.

— Peygamber sevgisini ilahî ve kasidelerle anlatan kadın korosu izleyenler tarafından büyük ilgi görmüş. Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söylemiş.

— Çağrıcı, “Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük haksızlık…” diye konuşmuş. Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş.

— Müftü Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini beyan etmiş. İstanbul’un ilk ve tek bayan müftü yardımcısı Kadriye Erdemli, müziğin İslâm’ın her alanında var olduğunu belirtmiş, Kadriye Erdemli, “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” demiş.

– Kadriye hanımdan başka bir inci: “Yıllar boyu İslâm, müzikle gönüllere kazınmıştır.”

“…Yukarıda anlattığım hadiseyi Kitabullaha, Resulün sünnetine, fıkha, şeriata bağlı bir Müslüman olarak protesto ediyorum…’’

1. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin erkeklere konser vermeleri dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

2. İstanbul Müftülüğü 1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş böyle bir bid’ate imza attığı için büyük bir günahı irtikab etmiş, korkunç bir “dinde yenilik ve dinde reform” kapısını açmıştır.

3. Bu yapılan Kur’an’a, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye, tasavvufa ve tarikata aykırıdır.

4. Yakın tarihlerde, rakı içip demlenen bir Dede, kadın ve erkek semazenleri birlikte döndürmüştü.

5. Zaman gazetesini, bu haberi övücü bir üslupla verdiği için kınıyorum. Böyle bir şey dine uymaz.

6. Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı bu bid’ati derhal önlemeli, erkeklere konser veren vaizeler ve Kur’an öğretmeni kadınlar korosunu dağıtmalıdır.

7. Bu hususu resimleriyle birlikte, İslâm dünyasının 25 ifta makamına (fetva veren ulemasına ve ulema heyetlerine) bildirerek fetva isteyeceğim.

Maneviyat din’in beli ve omurgasıdır, maneviyat ile müzik bir arada olmaz, dini müzik din’deki ilk tahribat aşamasıdır ve nefsin sarhoşluğuna zemin hazırlar.

8. “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” sözü çok tartışılacak bir fikirdir. Ezan elbette güzel sesle ve nağmeli olarak okunacaktır ama o asla bildiğimiz müzik değildir.

9. Din ile sanatın ikiz kardeş gibi oldukları iddiası bir müftüye yakışmaz. Din asıldır., sanat onun topluma tarihe nakışı/işlemesidır. Bu ikiz kardeşliği kim çıkarttı? 1400 yıllık İslâm tarihinde böyle bir söz edilmiş midir?

10. İstanbul Müftülüğü hayırlı bir dinî hizmet yapmak istiyorsa, şehirdeki üç bin camiden günde beş kez güzel ezanlar okunması için çalışsın, ezan kursları açsın, müezzinlere ders verdirsin. Yine namazlarda kıraatin düzgün olması için çalışsın.

— Din, iman, şeriat elden gidiyor… Ülkede korkunç bir irtidat cereyanı var. Yüce dinimize her taraftan saldırılıyor. Fısk, fücur, bid’at, nifak, fitne, fesat, küfür, şirk almış yürümüş… Bunlarla gereği gibi mücadele edilmiyor. Onun yerine vaize ve Kur’an kursu kadın hocalarına müzik eşliğinde ilahî okutuluyor. Hem de erkeklere… Sanırım bu hareket de dinlerarası diyalog ideolojisinin zehirli meyvelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin (salât ve selam olsun O’na) ruhaniyeti böyle şeylerden hoşnut olmaz.

Dindar Müslümanlar böyle dehşetli bid’at ve günahları protesto etmezler, üzerlerine vacip olan emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getirmezlerse tokatlara hazır olsunlar.

h1

Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi’nin Üstadı mı?]

8 Mayıs, 2008

said nursi

“Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”

Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında “Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını” yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.

Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın Dr. Alaaddin Yalçınkaya da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:

“İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:

“… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir. Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey (Namık Kemal) ve Sultan Selim’dir.”

(Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)

Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:

“Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:

“İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…

(Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)

Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…
Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:
Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)

1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde “Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu. İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..

Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

16 Mart 2006 Perşembe
(Ali Eren, Vakit)

Ali Eren Bey’in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi’nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh’un ve Cemalettin Efgani’nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.