Posts Tagged ‘islamda reform’

h1

Az Nutuk Karışık Türkçe Kur’an ve Dinde Reform

19 Mayıs, 2008

atatürk mustafa kemal dinde reform

Atatürk zamanında köklü bir din reformunun çalışmalarının yapıldığı bu yönde tekliflerin bile olduğu ortaya çıktı. Gültekin Avcı yeni kitabında, din reformu için ortaya atılan tekliflere yer verdi. Teklifler arasında, Kuran-ı Kerim’in Atatürk’ün vecizelerine de yer vererek yeniden yazılmasından, namazın 8 rekatı geçmeyecek şekilde yeniden düzenlenmesine kadar çok sayıda teklif bulunuyor.

Gültekin Avcı yeni kitabında Atatürk’ün yeni bir din reformu çalışması içerisinde olduğunu ancak buna ömrünün yetmediğini yazdı. Sisteme yönelik eleştirileriyle tanınan eski Savcı Gültekin Avcı, Metropol Yayınları’ndan çıkan “Resmi İdeoloji Yangınları, Yargılanan Milletin Kabusları” isimli yeni kitabında çok tartışılacak iddialarda bulundu. Atatürk’ü çok iyi tanıyan Falih Rıfkı Atay’ın, “Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağından şüphe yoktu” sözlerini hatırlatan Avcı, kitabında Atatürk döneminde ciddi manada ibadet reformunun planlandığını iddia ediyor.

ATATÜRK NASIL BİR REFORM PLANLIYORDU?

Atatürk’ün ömrü kifayet etmediği için yapılamayan din reformunda ilginç tekliflerin bulunduğunu aktaran Avcı, o teklifleri şu şekilde sıralıyor:

“Yeni bir Kur’an hazırlanacaktı. Türk Ceza Kanununa aykırı hükümlerin hazırlanacak yeni ‘Kur’an’ kitabına konmaması, bu yeni hazırlanacak Kur’an’da Atatürk’ün demeçlerinden bazı pasajlar yer alması, yine bu yeni Kur’an’da ahiret fikri adalet, Cennet fikri bu dünyada huzur ve saadet, cehennem fikri ise vicdan azabı ve ruhi huzursuzluk olarak tavsif edilmesi söz konusuydu.

Yeni Kur’an Türkçe olacak ve TDK tarafından basılacaktı. İbadetlerde bu yeni Kur’an okunmak durumundaydı. Dini ve bilimsel araştırma yapmak isteyenler içinse orijinal Kur’an serbest olacaktı. Farz, vacip ve sünnet tüm namazlar camide imamla beraber Türkçe kılınacaktı. Namaz rekâtları 8’i geçemeyecekti. Camilerde musiki aletleri bulundurulacaktı. Musıki asri ve enstrümantal olacaktı. Böyle devam edip gitmekteydi.”

(kaynak: 8 SUTUN)


Günümüzde ise dinler arası diyalog temsilciliğine soyunan malum grup, bu reformist hareketi devam ettirmektedir. Mesela, dinde reformun bir parçası olan “müziğin dine bulaştırılması” konusundaki önemli hizmetlerini görmek için aşağıdaki yazıyı inceleyebilirsiniz:

Çalgılı Mevlid Kandili ve Diyalogcu Medya

Reklamlar
h1

Müftülüğün Kadın Vaizlerinden Erkeklere Konser ve Diyalogcu Zaman Gazetesi Rezaleti

14 Mayıs, 2008

zaman gazetesi dinler arası diyalog kadın korosu müftülük haber rezalet

zaman kutlu doğum rezaleti dinler arası diyalog fitne fesat bidat bid\'at

tasavvuf ladın korosu işte rezalet haram dinler arası diyalog

kadınlar korosu başörtü dinde reform zaman dinler arası diyalog rezalet müslüman olarak utanıyorum

ZAMAN gazetesinde (internet, 18 Nisan 2008) okudum. Başlık şu: “Vâizelerden Kutlu Doğum Konseri”. Tafsilatı:

— İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş. Koro elli kişilikmiş.

— Peygamber sevgisini ilahî ve kasidelerle anlatan kadın korosu izleyenler tarafından büyük ilgi görmüş. Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söylemiş.

— Çağrıcı, “Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük haksızlık…” diye konuşmuş. Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş.

— Müftü Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini beyan etmiş. İstanbul’un ilk ve tek bayan müftü yardımcısı Kadriye Erdemli, müziğin İslâm’ın her alanında var olduğunu belirtmiş, Kadriye Erdemli, “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” demiş.

– Kadriye hanımdan başka bir inci: “Yıllar boyu İslâm, müzikle gönüllere kazınmıştır.”

“…Yukarıda anlattığım hadiseyi Kitabullaha, Resulün sünnetine, fıkha, şeriata bağlı bir Müslüman olarak protesto ediyorum…’’

1. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin erkeklere konser vermeleri dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

2. İstanbul Müftülüğü 1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş böyle bir bid’ate imza attığı için büyük bir günahı irtikab etmiş, korkunç bir “dinde yenilik ve dinde reform” kapısını açmıştır.

3. Bu yapılan Kur’an’a, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye, tasavvufa ve tarikata aykırıdır.

4. Yakın tarihlerde, rakı içip demlenen bir Dede, kadın ve erkek semazenleri birlikte döndürmüştü.

5. Zaman gazetesini, bu haberi övücü bir üslupla verdiği için kınıyorum. Böyle bir şey dine uymaz.

6. Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı bu bid’ati derhal önlemeli, erkeklere konser veren vaizeler ve Kur’an öğretmeni kadınlar korosunu dağıtmalıdır.

7. Bu hususu resimleriyle birlikte, İslâm dünyasının 25 ifta makamına (fetva veren ulemasına ve ulema heyetlerine) bildirerek fetva isteyeceğim.

Maneviyat din’in beli ve omurgasıdır, maneviyat ile müzik bir arada olmaz, dini müzik din’deki ilk tahribat aşamasıdır ve nefsin sarhoşluğuna zemin hazırlar.

8. “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” sözü çok tartışılacak bir fikirdir. Ezan elbette güzel sesle ve nağmeli olarak okunacaktır ama o asla bildiğimiz müzik değildir.

9. Din ile sanatın ikiz kardeş gibi oldukları iddiası bir müftüye yakışmaz. Din asıldır., sanat onun topluma tarihe nakışı/işlemesidır. Bu ikiz kardeşliği kim çıkarttı? 1400 yıllık İslâm tarihinde böyle bir söz edilmiş midir?

10. İstanbul Müftülüğü hayırlı bir dinî hizmet yapmak istiyorsa, şehirdeki üç bin camiden günde beş kez güzel ezanlar okunması için çalışsın, ezan kursları açsın, müezzinlere ders verdirsin. Yine namazlarda kıraatin düzgün olması için çalışsın.

— Din, iman, şeriat elden gidiyor… Ülkede korkunç bir irtidat cereyanı var. Yüce dinimize her taraftan saldırılıyor. Fısk, fücur, bid’at, nifak, fitne, fesat, küfür, şirk almış yürümüş… Bunlarla gereği gibi mücadele edilmiyor. Onun yerine vaize ve Kur’an kursu kadın hocalarına müzik eşliğinde ilahî okutuluyor. Hem de erkeklere… Sanırım bu hareket de dinlerarası diyalog ideolojisinin zehirli meyvelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin (salât ve selam olsun O’na) ruhaniyeti böyle şeylerden hoşnut olmaz.

Dindar Müslümanlar böyle dehşetli bid’at ve günahları protesto etmezler, üzerlerine vacip olan emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getirmezlerse tokatlara hazır olsunlar.

h1

Diyaloğun Öncesi

21 Kasım, 2006

misyonerlik dinler arası diyalog misyoner misyonerler

Hıristiyan âlemi, özellikle İngilizler, 18. asırdan itibaren, İslam âlemine karşı uyguladıkları planları gözden geçirmeye başladılar. Çünkü, asırlardır uyguladıkları yıkma amaçlı planlar istenilen neticeyi vermemişti.

Netice alabilecekleri yeni projeler üretmeye koyuldular. O güne kadar uyguladıkları taktik; güç kullanarak zorla hedefe varmaya yönelikti. Artık bundan vazgeçmenin zamanı gelmişti. Çünkü bu yolla, Müslümanlara zarar veremedikleri gibi, aksine güce karşı güç oluşturup blok halinde karşılarına çıkma hareketleri başlamıştı.

Yeni projede, Müslümanları parçalayıp, birbirine düşürerek kaleyi içeriden fethetmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için de, çeşitli ırk ve dildeki insanları tek vücud halinde dimdik ayakta tutan İslam dininin dejenere edilmesi, asli unsurlarından uzaklaştırılması gerekiyordu.

Yaptıkları araştırmalar neticesinde, bu birliği sağlamada, en büyük etkenin, halkın şeksiz şüphesiz inandığı, itimat ettiği İslâm âlimleri ve eserleri olduğunu gördüler. İslam âlimleri ve eserleri, halkın gözünden düşürüldüğü takdirde kalenin surlarının yıkılmış olacağını, böylece içeri sızmanın çok kolay olacağını anladılar.

Birşeyi yapmak için de yıkmak için de o şeyi iyi bilmek gerekir. Bu prensip gereği, İslamiyeti en ince teferruatına kadar bilen binlerce casus yetiştirdiler. İslam âlemine dağılan bu Müslüman, hatta âlim kılıklı ajanlar, Müslümanların inancını hassas noktalardan karıştırmaya başladılar. İngiliz Entilejans servisi elemanlarından Hempher hatıratında (1730) İslam ülkelerinde beşbin elemanlarının bulunduğunu yazmaktadır.

Bu faaliyetlerin amacı ileride yapılacak “Misyonerlik” faaliyetlerine bir zemin hazırlamaktı. Çünkü, sağlam bir inancı olan Müslümanının, Hıristiyan olması mümkün değildi. İnancı bozularak, boşlukta kalan kimseler ancak buna ilgi duyardı.

Çeşitli sinsi faaliyetlerle, İslam âlimleri ve kıymetli eserleri gözden düşürülüp, halk doğrudan, hadislere ve Kur’an-ı kerime yönlendirilince, acemi kaptanların elinde kalan rotasını kaybeden gemi gibi, İslam dünyası da alabora oldu.

Bu safhada, elde ettikleri İslam âlimi bilinen kimseleri hemen devreye sokup, gemiyi kurtarmak gerekçesiyle “İslamda reform” projelerini ortaya attılar.

Aslında bu proje, gemiyi rotasına sokmak için değil, iyice rotadan çıkarmak gayesine yönelikti. Reform faaliyetleri ile gerçek İslamdan uzaklaştırılıp “İslam” adı altında İslamla ilgisi olmayan inançlara itildi. Bunun için de, toplumlarda “İnanç boşluğu” oluştu. Maksat da buydu zaten; bunun ardında, 19. yüzyılda “Misyonerlik” faaliyetlerine ağırlık verildi.

Hemen bunun arkasından da “Misyonerliğe” takviye için, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” projesi devreye sokuldu. Bu proje ile İslamiyetin içi boşaltılıp, emir ve yasağı olmayan felsefi bir sistem haline getirmekti gayeleri. Bu, sondan bir önceki safhaydı. Bundan sonrası, “Hıristiyanlıştırma” projesidir.

İşte biz, sondan bir önceki, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” projesini, bütün yönleri ile projenin mimarlarının ağzından ve çeşitli yorumlarla sizlere sunacağız. Son yorum siz değerli ziyaretçilerin!..